Bu sabah birden bire geldi aklıma, kin (!) kusmayı bırakıp da işe yara bir şey yapayım dedim. Buyurun efendim:
Tek kural: Sus ve sabırlı ol
Belki sizi baştan hayal kırıklığına uğratacağım ama maalesef her kadın kendine has karmaşık bir yaratık olduğundan kurallara dayalı bir sistem yok. 10 adımda kadınları tavlamanın yolu gibi bir kitap aldıysanız hemen atın, yakın, yok edin. Zira boşa kürek çekiyorsuz. Kural mural yok. Adım, etap, dümen yok. Her kadını baştan keşfedeceksiniz. Her kadın kendi senaryosunu yazacaktır ve her senaryodaki esas oğlan rolü aynı değildir.
‘Peki bu çok bilinmeyenli tek denklemi nasıl çözeceğim?’ derseniz, susun ve dinleyin derim. Evet susun.
Bir çok durumda, erkeğin ilk hareketi yapması gerekir. Bu doğru. Ancak bir noktada kadın size ihtiyacınız olan her bilgiyi vermeye başlayacaktır. Susun ve dinleyin. Çapkınların çoğu ağzı iyi laf yapan tiplerdir. Romantik, kadınların gönlünü alan, onların kalp atışlarını hızlandıran sözler söylemeyi becerirler. Çoğu kadın, fakat, klişe lafları hemen yüzünüze çarpacaktır. Onu tanımanız gerek. Bunun içinde susun ve dinleyin. Hemde çok dikkatli dinleyin. Kadınlar en önemli bilgileri küçük detaylara gizler.
Yine aynı çizgide sabır da çok önemli. Her şey doğru, ve yerinde olabilir. Ancak kapılar sadece doğru zamanda açılacaktır. Özellikle belli bir kişiyle yakınlaşmak istiyorsanız sabır daha da önem kazanıyor. Sabır fakat; ağırdan almak anlamında anlaşılmasın. Keza kadın, doğru an geldiğinde kapıları açacaktır ve tereddütsüz cevap vermeniz gerekir. İlginizi belli edin ve bekleyin.
***
İşte böyle. Başka kural yok. Bu kadar basit
Eylemlerim devam edecek.
Categorized in aşk, ilişkiler, kadın, kadınlar, nasıl and tavlanır
Öncelikle yazının tümünü okumadan önce sizi uyarmak istiyorum. Bu yazının içeriği 18 yaşından küçüklere uygun değildir.
Yurtışı kanallarda ‘Beautiy and Geek’ adıyla yayınlanan ‘reality show’ güzel yurduma Güzel ve Dahi adıyla gelmiş. Ben şahsen bu realiti şov denen kavrama BigBrother’dan (BBG) beri karşıyım. Belki televizyondaki hemen her program zaman öldürmenin bir başka şekli ama insan ruhunun üç kuruşluk şöhret uğruna peşkeş çekildiği, seyredenlerin de mastürbasyoncu/röntgenci dürtülerini güdüklemekten başka bir motivasyonu olmadığı programlar olarak görüyorum.
“O zaman neden seyrediyorsun” diyeceksiniz. Seyretmiyorum YouTube’da denk geldim. Hele hele masa üzerinde dans sahneleri. Kızların bu kadar aptal olduklarına ben inanmıyorum. O masanın üzerine çıkıp şov yapmak zorunda olduklarını biliyorlar. Amaç ekran başındaki milyonlarca otuzbirciye gerekli hizmeti verip, artık SMS midir telefon mudur her nasıl oy topluyorlarsa, bağımlılık yaratmak.”Meşhur olmak, para kazanmak için her türlü orospuluğu yaparım” diyemiyorlar ya aptal numarası yapıyorlar.
Özellikle ilk hafta elenen Özge beni deli etti ki; bu yazıyı yazmama da sebeptir. Seçmeye gelince en kısa eteği seçmiş ( onlar seçmiyor ki zorla giydiriyorlar kızcağızlara diyenleriniz olacaktır elbet ) ama masanın üstüne çıkınca hemen partneri olan oğlana sapık muamelesi yapıyor. “Aman o uzakta dursun, bakmasın” vs. vs. Derler ya insan herkesi kendi gibi bilir, sanıyor ki partnerinde de ar yok namus yok. Fakat oğlan zaten utanıyor bakmıyor. Hele hele partneri olacak o şıllıkın ithamlarından sonra çeviriyor sandalyesini bu ne rezillik anlamında sallıyor kafasını. Çıtır kızımızın untaması ise makarena başlar başlamaz bitiyor ve kırk yıllık kevvaşeler gibi başlıyor kıvırtmaya. Eteği yeterince kısa değilmiş gibi hafif yukarı çekmeği de ihmal etmiyor. Ben oğlana acıyorum. Kaldır kafanı bak işte. Üç paralık bir orospu, her şeyi bilerek ve planlı yapıyor sen ona neden hanımefendi gibi davranıyorsun?
Ben bu yazıyı bitirmeden yayından kaldırıldı zaten program. RTUK’un verdiği tek işeyarar karar. Yanlış anlamayın tutucu biri değilim. Ama ruhlar böyle üç kuruşa satılmamalı televizyonda. İstedikleri türde yayın yapsınlar. İsterlerse porno yayınlasınlar. Ama adını koysunlar ve saatinde yayınlasınlar.
Bir paragraf da amsalak hemcinslerine yamak istiyorum. Sizi çok iyi anlıyorum. Taze, yağsız et kimin iştahını kabartmaz? Ancak inanın bana dış güzellik sadece bir ilizyondan ibaret. Bunu anlamak uzun zaman alıyor ve kimimiz için imkansız ama bu gerçekten böyle. Damarlarnızda dolaşan kanı beyninizi çalıştırmakta kullanın başka bir tarafınızı değil.
Ağır konuştum biliyorum ama Güzel ve Dahi de bunu sonuna kadar hakketti.
Categorized in Güzel ve Dahi, dahi ve güzel, kadın, kadınlar and televizyon
Hic affeden kadin gordunuz mu? Tuna Kiremitci’nin eski karisina donmesi bayagi bir ilgi goruyor bu gunlerde. Guzide gazetelerimizden biri de anket yapmis “siz olsaniz affeder miydiniz” diye. Ankete ne gerek var. HICBIR kadin affetmez. Kadinin ici magma gibi kin doludur. Gosteris sekilleri farklidir sadece. Kimi yanardag gibi patlar, kimi termal su kaynagidir sadece.
Kadin asla affetmez. Birakin baska kadina asik olup gitmis adami, bir kere dogum gununu unutsaniz yada diliniz surcse de baska bir tarih soyleseniz bile affedilmezsiniz.
Bir hata yapsan hep omur boyu cekersin cezasini. Biraz konusmak istesen, ciksa bu irin belki duzelir desen “cok kirdin kalbimi” seklinde kesip atar. Ama kadin affetmez. Acimaz da sana.
Kendine gore kurdugu duzende bir islevin vardir. Calisir para getirirsin. Uzun raflara erisecek, agir seyleri kaldiracak, sagda solda bozulani tamir edecek birilerine gereksinim vardir. Cocuklarin babaya ihtiyaci vardir. Evin bir adama ihtiyaci vardir. It gibi, esek gibi bir seysindir iste. Faydali bir hayvan.
Cezalandirilirsin. Uslu bir esek degilsen sana yem yoktur. Ha verilecekse de kendi basina dimdik ayakta duracaksin. Ugrasamaz oyle. Surekli bam teline basilir. Tepki verirsen, ki cogunluk bagirmaktir bu, boguren bir hayvan olursun. Aglamalar, imali suskunluklar, kusmeler…
Bir de “elalem ne der” vardir. Yoksa coktaaan gozden cikarmistir seni. Ama dul kadin olmak istemez. Evde tutup, hayalarini burmayi tercih eder.
Sen de kadinin dussun istemezsin. Cocuklarin uzulsun istemezsin. Anan-baban uzulsun istemezsin. Bir gun duzelir diye umut eder durursun. Tum enerjini toplayip, tam onun istedigi adam olmaya calisirsin. Ya enerjin yetmez yari yolda cakilirsin, ya da sen eristikce cita yukseltilir. Her seyi basarsan bu sefer musluktan sikayet etmeye baslar, yok yeterince buyuk degildir, yok tutukluk yapiyordur, yok sudur, yok budur.
Kadin adami mezarinda bile affetmez.
Categorized in aşk, ilişkiler, kadın and kadınlar
İtiraf etmeliyim ki hamilelik ve yenidoğan döneminde biz babalar biraz dışuzaydayız. Tipik bir suçlama, çocuk dünyayı yıkıyor sen horul horul uyuyorsun derler. İlginçtir sonra öğrendim ki, anneler ile yenidoğan arasındaki ilişki anne karnındaki ceninle olan ilişki gibi devam edermiş ilk üç ay. Yani anne aslında çocuk ağlamaya başlamadan uyanırmış. Çünkü hamileliğin son aylarıyla, yaşamın ilk ayları aynı tempoda geçiyormuş. Üstelik doğum anne kadar bebek için de sancılı bir süreç olduğundan bebeğin ve annenin eşzamanlı sancı çektiği gözlemlenmiş. Bu doğal sürecin tamamen dışında biri olarak siz öküz, ilgisiz baba ilan edilirsiniz.
Yine olay mahalinde olduğuz her zaman çocuğun altını değiştirseniz bile bunu hiç yapmamakla suçlanırsınız. Yalan değil, bunu ısrarla yapmayan erkekler de var. Ulan erkek adam b*ktan korkar mı? Fakat, hiç olmasa yapanların hakkını verin. Suçumuz gündüz işte olup çalışmak mı? Böyle olunca da, çocuğun altını değiştiren hep bendim diyordu karşı taraf. Gülünç olan da gelip giden misafir bayanların ısrarla bu b*ktan işi elimizden almaya çalışmaları. Yahu bırak ben yapıyorum sana ne oluyor? Yoo illa saçlarını süpürge edecekler ki başınıza kakabilsinler.
Doğrudur, yetiştirme tarzı ile yaşıtım kadınlar çocuk bakımında benden çok daha fazla bilgiye sahiptirler. Öğrenme sürecinde ama size asla tahammül göstermezler. Hele bir kitap alıp okumaya hiç kalkmayın, ukala olursunuz. Yaptığınız her şey yanlıştır. Oraya oturma, onu oraya koyma, bunu yıkadın mı çocuk oynuyordu, sus konuşma yeni uyuttum, arabanın klimasını açma çocuk terli (canım kardeşim klima otomatik sabit derecede tutuyor içeriyi, zaten açmadığımız için terledi çocuk). Hiç bir şeyde söz hakkınız yoktur. Gerçi evliyseniz tüm hayatınız sürekli bir şeyleri becerememekten ibarettir ama yeni doğan döneminde tam Şaban muamelesi görürsünüz.
Oysa babalar ki canını verir çocukları için. Evet hayatlarını kahvehane köşelerinde geçiren, çocuklar açken kendi döner yiyen adamlar da var (tıpkı yeni doğurduğu bebeği bırakıp giden analar olduğu gibi). Ama babaların büyük çoğunluğu yaşamlarını adar çocuklarına. Hep çocukları uğruna kariyerlerini bırakmak zorunda kalan zavallı kadınlardan söz edilir ama sırf ekmek parası için ömür törpüsü bir işte kendini harcayan babanın ki özveri değildir. Neleri sineye çekeriz ama akşam eve gelip patron beni gıcık etti, arkadaşlarım bana kötü davranıyor, hakkettiğim terfiyi alamadım diye ağlamayız. Ayakkabımız delinir, su alır, sabah kalkıp giyecek hiç bir şey yok diye ağlamayız. Kimimiz üç kuruş daha fazla kazanmak için ikinci bir iş tutar. O zaman da eve uğradığın yok ki, bu ocak nasıl tüter bu ev nasıl döner haberin yok derler.
Babalara hak görülen yegane şey maymunluktur. At olur eşek olur sırtınıza alırsınız. Canavar olursunuz vurup öldürürler. Yani iş soytarmaya gelince meydan hemen size bırakılır. Haydi bakalım oynat çocukları. Oynatırız da, neden oynatmayalım ki? Zaten çocuklarımıza ilişki kurabilmemizin tek yolu budur. Hele zamanla bebeklikten çıkıp küçük insan olmaya başladıklarında, dillendiklerinde daha da yakın ilişki kurabilirsiniz. Sonra çarşı pazar beraber gezebilirsiniz. Ha bir de yorulunca kucak olayı başlar. Cüsse olarak anadan avantajlı olduğunuzdan onlar havlu atsa bile siz 3-4 sene daha devam edebilirsiniz hammal kariyerinize. Ki bu o pamuk yanaklardan öpmek için kaçırılmaz bir fırsat olduğundan gıkınız çıkmaz.
Categorized in aşk, babalar, bebek, gebelik, hamilelik, ilişkiler, kadın and kadınlar
Karşılıksız aşk kadın olsun erkek olsun zor. Kendisine umutsuzca aşık olan birini kullanmak ise son derece aşağılık bir davranış. Kullanılan aşık değince de genelde kötü adam tarafından kullanılan saf kız akla gelir.
Aşkı kullanmaya karar vermiş bir erkeğin kadını fiziksel anlamda kullanacağı doğrudur. Ancak bir kere emeline erişen erkek, kız için hiç hoş bir deneyim olmasa da, artık görüşmek istemediğini açıkça karşısındakinin yüzüne söyler. Ve olay burada biter. Aşkı kullanan kişinin aşağılık bir insan olduğu tespitimi bir kez daha anımsatırım. Bu söylediklerimi savunma amaçlı söylemiyorum. Fakat kadınların yönteminin çok daha acımasız olduğunu görebilmeniz için önemli.
İşin ilginç yanı kadınları böylesi kullanan erkekler genelde çok beğenilir. Sinek gibi yapışır hatunlar bunlara. Öyle ya kendisinden önceki onlarca kadın doğru kadın değildir. Sonra kendisi kullanılıp bir kenara atılınca yaygarayı koparır. Aldatılmış, zavallı kadındır. Oysa kadınlar erkekleri çok iyi analiz eder. Çok iyi bilirler o çapkın tipleri. Ve tenlerini de aşk için bir yem olarak bile bile kullanırlar. Ama sonuçta adam aşka düşmezse erkek kullanan, kadın zavallı madur olur.
Kadınlar baştan böyle yapmadıklarını iddia ederler. Yani kadın kişi aşkı asla kullanmaz. Oysa karşılıksız aşkı reddeden erkek çoktur ama kadın çok nadirdir. Kedinin fare ile oynadığı gibi oynayacaktır seninle. Genelde ilk tepkileri ama ben seni o gözle görmüyorum gibi masumane olur. Fakat o günden tezi yok davranışları değişecektir, her zaman umut vermeye sizi yakan kavuran ateşi canlı tutmaya devam edecektir. İki farklı yol izlerler; kanlı veya kansız. Kanlısında salak şey olursunuz. Sizden uzak durur, kaba davranır ama uzaktan bakışlar vardır veya ortada kimseler yokken ılık bir meltem eser aranızda, hatta gülümsemeler gelir. Kansız yöntemde ise sözde bir arkadaşlık vardır. Sizinle daha çok vakit geçirilir. Kanka muhabbetlerine girilir. Fakat dokunuşlar artar, yanyana otururken tüm vücud temas eder, her merhaba ve görüşürüz bir öpücükle süslernir vs. vs.
Kadın salak aşığı hiç bir zaman kaybetmek istemez. Süründürür de süründürür. Adam bir başkasını bulsa verdiği umutlar iyice su yüzüne çıkar. Hatta galiba ben de sana karşı ilgiliyim gibi sözler sarfedilir. Böylelikle ya adam, ya da aşkı ölene kadar devam edilir. Üstelik bu gerçeği dillendirseniz e o salak da kendini kullandırmasın derler. Ki aynı duruma bir kadın düşse erkek ırz düşmanı şerefsiz olacaktır.
Yaş gruplarına göre kadının davranışlarında değişiklik olabilir. Örneğin belli bir yaştan sonra cinsellik kadın için daha serbest bir oyun alanı olur. Bu erkek için daha büyük bir tehlike oluşturur. Çünkü kadınlar ile erkekler arasında bu konuda temel bir fakrlılık vardır. Kadın seks için sevildiğini hissetmek ister ama erkek seks ile sevildiğini düşünür. Dolayısıyla işin içine cinsellik girince erkek doğrudan sevildiğini düşünür. Seks kadınlar için ne kadar fiziksel ise, erkekler için de o kadar duygusaldır.
Şu noktada bir parantez açmak istiyorum. Her insanin yaşamında bir bağımlılık vardır. Sigara, içki, kumar, uyuşturucu ve cinsellik bağımlılıkların en sık görülen örnekleridir. Bir şeye bağımlılığı olmayan insan yoktur. Cinsellik genelde gizli olduğundan kolay farkedilmez. Genelde bağımlı kişilerde aşırı sıklıkta masturbasyon olarak dışa vurur. Bağımlı olan insanlar belli sıklıkta doyuma ulaşmak zorundadırlar. Doğal olarak da bağımlılık gereği, ki genelde solodur, yaşanan cinsellik duygusal değildir.
Yine günümüzün değişen sosyal yapısı içerisinde cinsellik yaşı oldukça aşağılara inmiştir. Yurdumuzda bu her ne kadar açıkça rakamlara vurulmasa da bu rakamın 14-15 civarında olduğunu düşünüyorum. Bu yaşlarda aşkın sömürülmesi çok da bilinçli değildir. Kız-erkek ilişkileri, ne kadar derine giderse gitsin, bir oyundur bu dönemde. Benim neslim için durum çok farklıydı. O nedenle şu anki durumu tam analiz etmem mümkün değil. Ancak gençliğin genel anlamda aşktan uzak kaldığı ve yüzeysel tatminlerle yetindiği düşüncesindeyim. Yine de zamane kızlarının da sevdalı çocukları sömürmekte ikirciğe düşeceklerini sanmıyorum.
Özetle, aşkı kullanan herkese karşıyım. Ancak kadınlar bu konuda çok daha acımasızdırlar ve kendi kıyımlarını saklamak için erkeklerin adını çıkarmışlardır.
Categorized in aşk, ilişkiler, kadın and kadınlar
Bir çok şey gibi romantizm de kadınlar için içi boş bir resimden ibaret. Aşk dolu dolu, dört nala yaşayabilme cesaretini gösteren kadın çok azdır. Mum ışığında yenen yemek, yağmurda elele yürümek, demet demet çiçekler ve romantizmin en yoğun hali pırlanta. Hele hele pırlanta. Dünyanın bir numaralı öküzü (kadın değişiyle) olabilirsiniz ama elinizde bir pırlantayla çıkagelseniz sizden kralı olmaz.
Yağmurda el ele yürümek neyin sembolüdür? Birbirinin varlığında dünyadan bir adım uzaklaşmış iki insanın. Oysa aşk çok az kadının ruhuna bu denli tesir eder. Kadın yazar ya da şair sayısındaki azlığın nedeni de budur. Peki (laf ebeliği dışında) el ele yürüken yağmur başlasa kadınlar ne yapar? Henüz ilişkinin başıysa ‘ama kıyafetlerim müsait değil’ gibi birşeyler söyleyip, şirin kedicik ayaklarında sizi korunaklı bir yere çeker ve büyük ihtimalle de bir daha aramaz. Uzun süreli bir ilişkiyse, ki size çok yatırım yapmıştır bırakmaz, ama şemsiyeyi almayı unuttuğunuz için bir ton fırça yersiniz. İşte bu kadardır romantizm onların dünyasında.
Fakat yine de aşktan korkmakla suçlanan erkekler olur. Öyleya aşk dediğin belli bir dekor altında oynanan bir oyundur sadece. ‘Pırlanta’ gibi bir çocuktur ideal aşık. Karşılarında duran adamla ilgilenmezler bile. Kafalarındaki imajın dışına çıkarsanız öküz olursunuz, kaba alursunuz. Aşk oysa zıvanadan çıkmış bir aygır gibidir. Ve dizginlerini kadınlara uzatırsanız kaçar giderler.
***
Ünversitede bir arkadaşım vardı. Daha ilk yıldan bir kız arkadaşı olmuştu. Fakat ikinci yılın başında kız bunu terketti. Sen gerçek bir erkek değilsin benim beklentilerimi gerçekleştiremedin, beni beceremedin diyerek. Oysa terbiye sahibi bir insandan bu beklenmez miydi bizim neslimizde? Kadının iffetine (sahip çıkmak demiyorum) saygı göstermek? Neymiş hanım kızımızı boğaza bakan yamaçlardan birine götürmüş de sadece şiir okuyup geri getirmiş.
Gerçek romantizm kadınların semtine bile uğramaz.
Categorized in aşk, ilişkiler, kadın and kadınlar
Aslında önceleri bayağı iyiydi ilişkim karşı cinsle. Her şeyden önce dost olarak. Ancak 17-19 yaşları arasında birden bire kaybediverdim onları. Genç kızlıktan genç kadınlığa geçivermişlerdi. Çocukluktan çıktıktan beri onlarla farklıydık, bunda şaşıracak bir şey yoktu. Ama onlar sanki içlerindeki çocuğu artık kimsenin erişemiyeceği bir yere göndermişlerdi. Onlarla iletişim kurmak çok zordu. Bambaşka bir dil konuşuyorlardı.
Bu noktata bir paranetez açmak istiyorum. Aradan yıllar geçtikten sonra o yaş genç kadınlar ve yine yaşıtları oğlanlar arasındaki ilişkiyi gözlemleme şansı buldum. Ve itiraf etmeliyim ki, oğlanların davranışlarına bakıp ’salak mı bunlar’ diye kendi kendime sorduğumu anımsıyorum. Kızların verdiği hemen her sinyali es geçiyorlardı. Ardına kadar açık bırakılan kapılardan sadece başlarını içeri sokup bakınmakla yetiniyorlardı. Hatta coğu buna bile cesaret edemiyordu. Oysa içeride tüm odalar keşif için onları bekliyordu. Ben ve yaşıtım arkadaşlar için çok çocuksuydu o kızlar. Bizim için tren kaçmıştı. Etik bulmuyorduk ve karşılık vermiyorduk. Ancak verilen sinyalleri oğlanların anlamamasını ise hayretle karşılıyorduk. Çöle girmeden önce su başında mola verilmişti. İstedikleri kadar içebilirledi sudan ama içmiyorlardı.
Belki de bulunduğum ortamın ağırlaştırdığı koşullardı kaybolmamın nedeni. Öyle ya istemediğin kadar erkek, kağıt mendil gibi çek çek at. Yine de karpuza üşüşen sinekler gibi dolanacaklardır etrafında. Her türlü aşağılanmaya, ki hanım dilinde naz diyorlar buna. Yahu ödevlerini yaptıran hatunlar bile vardı daha ne diyeyim.
Yine aynı dönemde derin bir sınıflandırma içinde olduklarını keşfettim. Kafalarında herkesin bir dosyası vardı ve herkes bir hiyararşik yapı içinde yeralıyordu. Örneğin belli bir konuda fişlendiyseniz o konuda hiç bir şey söylenmiyordu size. Ya da size söylenen bir şeyi başkasına aktarmanız yasaklanıyordu. Keza o sizinle aynı seviyede değildi. Yani sadece arkadaşım diye bir şey yoktu.
Yine kızlar araşı çekişmelere göre tüm sosyal ortam şekillenmeliydi. Kız grupları birden fazla lider kişilik kaldırmıyordu. Bir zaman sonra her lider kendi grupunu oluşturuyordu. Sizinle hiç ilgisi olmamasına rağmen bu oluşuma göre davranmanız gerekiyordu. Yani farklı gruplar arası arkadaşlık kuramazdınız.
Bir de sanırım 90lar efendi çocukların tedavülden kalktığı yıllar oldu. Bize babalarımız, ablalarımız/kızkardeşlerimiz kadar baskı yapmadıysa da karşı tarafın iffetini, namusunu korumakla yükümlü kılmıştı. Belli bir çizgiyi aşmak büyük bir sorumlulukdu. Ancak o saygıyı duymayan, onları kullanan erkekler çok daha revaçtaydı. Bir de kişilik (elimizle direksiyon işareti yapardık) ve karakter (para) sahibi olmak çok önemliydi.
Sanırım o yaşlarda cinsellik, ki kız kendini cinsel kimliğinden tamamen soyutlamamışsa, hatunların gündeminde dışa vurulduğundan çok daha baskın bir yer tutuyor. Dostluk bu nedenle geri plana itiliyor. İki türlü adam (daha çok çocuk diye geçer adınız) var; eğlenilecek adam ve evlenilecek adam. Eğlenilecek adamlar menüde şapır şupur, evlenilecek adamlar yarabbi şükür.
İşte ben böyle lise ile üniversite arasında bir yerde kaybettim bütün bayan dostlarımı. Ve yıllarca bir köşede çirkin evlenilecek adam olarak bırakıldım. Aşk bana yasak edildi. Dövüldüm, sövüldüm ve yaşamdaki en güzel şeylerden birinden; kadından sürüldüm. Ki aşk kadar benden esirgenen dostluk da önemliydi. Ve hala o dostluk eli uzanmış değil. Bin bir hesap görüyorum gözlerinde. Bir yandan konuştukları dili daha iyi anladığım için rahatım ama şimdi daha sinsi ve acımasızlar. Kendimden on yaş küçük olanlarla daha rahat anlaşıyorum. Fakat onlar da yok bu hayatta boşanmaz çıkarımına vardıkları noktada uzaklaşıveriyorlar.
Categorized in aşk, ilişkiler, kadın and kadınlar
Can sıkıcı bir ekim sabahı olmalıydı, tam anımsamıyorum, pencereden güneş ve bulutların savaşını seyrediyordum. Yapraklar rüzgarda savruluyor tüm sahneyi hüzün sarısına boyuyordu. İçgıcıklayıcı kıyafetleriyle üç kız geçiyordu sokaktan. Tahminen üniversite öğrencisiydiler. Gerçi yaşadığım ülkede, benim neslimden birinin 14-20 arasını ayırd etmesi giyiniş, davranış ve cüsseleri nedeniyle cok zor. İçlerinden biri, sanki arkasında gözleri varmış gibi, dönüp baktı. Göz göze geldik. Yapılı, uzun siyah saçları vardı. Kulağından kocaman bir küpe sarkıyordu. Derin ela gözlerinde takıldım ister istemez. Yüzünde salak şey der gibi bir ifade belirdi birden bire. Arkadaşlarına beni işaret etti. Onlar da dönüp baktı. Biraz gülüşüp yollarına devam ettiler.
Kadın vücudunun gölgesinde kaç yıldır hapis olduğumu düşündüm. Ünversiteden beri, 17 yıl, olmalıydı. Yurdumun güzide üniversitelerinden birinde mühendislik okumanın faydası. O yıllar benim için tamamen sosyal bir çölde geçti denebilir. Bırakın kız arkadaş bulmayı, biraz samimi davransanız asılma garaja gider triplerine girerdi bizim kampüsün hatun kişileri. Ki yine orda kadınların acımasız yüzünü gördüm. Ve yine o dönemden kadın silüetine karşı onmaz bir zayıflık kaldı.
Tacizcilere mazeret aramıyorum. Ya da kadınları giyiniş tarzlarına göre yargılamak değil amacım. Ki kadınları giyiniş tarzına göre acımasızca yargılamak başta kadınların işidir. Sokakta dönüp dönüp insanların arkasından bu ne biçim giyinmiş böyle diye bakan genelde kadınlardır. Fakat kadının sadece dışgörüntüsü ile erkekeğin içinde koparabileceği fırtınaları, erkeğin %100 bastırmasını beklemek de haksızlık. İşte benim gençliğimin en güzel yılları böyle geçti. Ciğerci dükkanının önündeki kedi gibi. Hatta vitrini de hemen hemen boştu ciğercinin ve çoğu da kokmuştu.
Çölden kurtulup gerçek dünyaya çıktığımda da özgür değildim aslında. Mektepde bir ağabey oğlum bu öyle bir hastalıktır ki bir kere tutuldun mu dünyanın tüm kadınlarıyla da birlikte olsan geçmez demişti. Geliştirebildiğim tek savunma mekanizması kadınlardan nefret etmekti. Yalnızlıktan hoşlanmanın yollarını bulmak gerekiyordu -ki bu çok acı verici bir süreçtir-. Hoşlandığım şeyleri tek başıma yapar, hoşlandığım yerlere tek başıma gider olmuştum. Bunca yıl yüzüme bakan olmadığına göre, çirkin bir heriftim, yaşamın geri kalan kısmını böyle geçirmeye alışmak en iyisi olacaktı. Belki kadın güzelliğinin ruhumu yırtarak her yanımdan geçişinde daha az acı çekecektim. Ama müebbet yemiş her mahkum gibi tahliyemin hayalini kurmakla beraber bunun olanaksız olduğu gerçeğiyle her gün tekrar ve tekrar yüzleşmem kaçınılmazdı.
 |
Kızlar tam sokağın köşesinden dönüp, gözden kaybolmak üzereydiler ki içlerinden biri yere bir şey düşürüp almak için eğildi. Düşük belli kotu sayesinde kalçaları ve tangası tüm çıplaklığı ile gözlerimin önüne serilmişti. Arkamı dönüp pencereden uzaklaştım. Kahvemden son bir yudum aldım. İşe gitme vakti geliyordu. |
Categorized in aşk, ilişkiler, kadın and kadınlar